Uykucu

Ağustos 9, 2007 at 10:57 am (Fotoğraf, Hayata Dair)

uykucu1.jpg

Bu şirin kedicik her sabah işime gelip giderken  selam verip geçtiğim kediciklerden bir tanesi. Çöl sıcaklarını yaşadığımız o günlerden birisinde sabahın erkeninde işte böyle güneşten mayışmış halde şekerleme yapıyordu. Öyle şirin, öyle masumdu ki, dayanamadım bastım deklanşöre o anı unutmamak adına…

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Boğaz’da Bir Akşam

Temmuz 20, 2007 at 2:42 pm (Fotoğraf, Hayata Dair)

kopyasi-dscn8489.jpg

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Metafor

Haziran 30, 2007 at 8:25 am (Hayata Dair, Sinema)

Bir kızılderili olsa insan.
Koşan bir at üzerinde boşlukta eğilmiş,
titreyip duran yer üzerinde kısa sürelerle aralıksız titreyip dursa,
üzengilerden çekse ayağını, yani üzengi diye bir şey olmasa,
dizginleri atsa elinden, yani dizgin diye bir şey olmasa
ve önünde uzanan araziye dümdüz biçilmişl bır kır gözüyle baksa
ve derken atın bir boynu ve bir başı olduğunu anımsasa.

F. Kafka

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Renkler

Haziran 8, 2007 at 12:58 pm (Edebiyat, Hayata Dair)

Griler, kahverengiler, siyahlar ve illa ki laciverd… İlkokul önlüklerimiz, lise üniformalarımız, binalarımız, kalabalıklarımız, hatta genç kızlarımız… Hep aynı renkler, hep aynı tonlar…
Eşarplarımız, pardesülerimiz, çantalarımız, politikacılarımız, devlet dairelerimiz, hallerimiz, hatta tebessümlerimiz… Hep aynı, hep aynı… Genç kızların kahverengi ya da gri giyindiği, ilkokul binalarının camlarının griyle boyanarak kapatıldığı bir memleket renklerle, renkleriyle barışık değil demektir.Milletçe sözleşmiş gibi hep aynı renklere bürünürüz. İdeolojik olarak çok farklı yerlerde duran insanlar bile iş renklere gelince pek bir benzeşirler tercihlerinde. Sosyal demokrat bir öğretmen ya da muhafazakar bir bürokrat, solcu bir öğrenci veya İslamcı bir şair… nihilistleri de idealistleri de pragmatistleri de aynı tonlarda… hep aynı renkler hep aynı tonlar… Kimisi “ağır” kimisi “ciddi”, kimisi “mütevazı” kimisi “ahlaklı” görünebilmek için… Sanki çıkarsak bu kültürel renk skalasından “hafifleşmek”ten korkuyoruz. Bilhassa kadınlar… Kamusal alanda var olabilmek için kadınlıklarını, bedenlerini, cinsiyetlerini perdeleyebilmek için hep koyu hep mat renklere bürünen kadınlar… Çoğu zaman düşünmeden, alışkanlık icabı, öylesine işlemiş içimize hangi renkleri giymenin daha doğru hangilerini giymenin yakışıksız kaçacağı… Somut yasaklar değil, soyut öğretiler ve kültür renklerimizi sansürleyen.Türkiye’de kalabalık bir caddede yürümek ağırlıklı olarak kahverengi ve laciverd bir deryada yürümek demektir. Mevsimlerden bahar, aylardan nisan olsa bile. Şehirlerimizde renkli tek yer var: çocuk parkları. Onlar da sıkışmışlar apartman aralarına; daracık, ufacık körpecik kalıvermişler. Büyümek demek renklere küsmek demekmiş gibi, çıkartıvermişiz hayatımızdan kırmızıları, sarıları, turuncuları.

Hindistan’a, Japonya’ya, Fas’a, Meksika’ya, Güney Afrika’ya gidip, oradaki renklere âşık olarak dönen çok insan tanıyorum. Bu yabancı ülke seyahatlerinde çektikleri fotoğraflarda hep bir renk açlığının, renk sarhoşluğunun izleri var. Çingene pembesi bir kapı, turkuazlara bürünmüş bir yaşlı kadın ya da mor-yaldızlı süslerle bezenmiş merdivenler bulunca dayanamayıp hemen kare kare fotoğrafını çekmemizin bir sebebi de renklere bu kadar hasret olmamız değil mi? Türkiye’den grup grup “renk turları” düzenlenmeli dünyanın başka memleketlerine. Belki o zaman daha iyi anlayabiliriz, kendisine canlı capcanlı renkleri yasaklamayan kültürler de var bu dünyada.

Renkleri azaltmak ya da sansürlemek, yaşam zevkini, yaşamı zevkli kılan yanları da azaltmak, sansürlemek demek. Tektipleşmek, aynılaşmak, farklılıklardan korkar olmak, yaratıcılıktan korkar olmak, bireysellikten korkar olmak demek. Ne zaman, nasıl yitirdik renkleri böylesine? Osmanlı’dan kalma minyatürlere bakıyorum, müthiş bir renk cümbüşü. Turuncular, sarılar, pembeler, eflatunlar… Görüntüdeki çeşitlilik kelimelere de yansımış, Osmanlıca onlarca, tonlarca kelime bulabilirsiniz ara tonları tanımlamak için. Nilfam, zerdfam, zeytuni ya da şarabi… Zaman içinde çoğu unutulmuş, dilden ayıklanmış kelimeler… Renklerle beraber kelimeler de gitmiş. Geriye kalan kahverengiler, griler, laciverdler…

Canlı renkleri, hele hele pembeyi sevmeyen bir toplum bizimki. Kızlarına Pembe ismini koyan nadir memleketlerden biri olsa da…

 Elif Şafak 03 Nisan 2007, Salı

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

İstanbul’da Bir Merlin

Haziran 4, 2007 at 9:59 am (Hayata Dair, Müzik)

Dino Merlin - Umri Prije Smrti

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Deniz Kızı Çarşaflı

Mayıs 21, 2007 at 8:40 am (Hayata Dair)

Sadece güldüm haberi okuyunca, etki tepki meselesi tabi…

Haberde şöyle deniliyor:

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’daki Küçük Denizkızı heykeline çarşaf giydirildi. Polis sözcüsü Jorgen Thomsen, “Sabah aldığımız ihbar üzerine olay yerine giden arkadaşlarımız heykelin üzerindeki çarşafı kaldırdılar. Eylemi kimin yaptığı konusunda henüz bir bilgiye ulaşabilmiş değiliz” dedi. 2004 yılında da heykele çarşaf  giydirilmiş ve üzerine “Türkiye AB’de?” yazılmıştı.

3401897.jpg

Danimarka’da Esma Abdülhamid adındaki Filistinli türbanlı bir genç kadının 2009’daki seçimlerde Birlik Partisi’nden milletvekili adayı gösterilmesi ve milletvekili seçilirse erkeklerle tokalaşmayacağını ve türbanı çıkarmayacağını açıklaması, son yıllarda karikatür kriziyle gündemde olan ülkede türban tartışmalarını alevlendirmişti. Birlik Partisi’nin türbanlı adayına karşı da Başbakan Anders Fogh Rasmussen, Fatma Yeliz Öktem adındaki modern bir Türk kadınını milletvekili adayı gösterdi.

Haber: Ünsal Torun

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6549106.asp?gid=180

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Yaşamın Kıyısında Altın Palmiye’de yarışıyor.

Mayıs 17, 2007 at 10:50 am (Hayata Dair, Sinema)

266161.jpg

60. Cannes Film Festivali dün başladı. Von Karwai’nin “The Bluberry Nights” filmiyle açılan festivalde Almanya’da yaşayan Türk yönetmen Fatih Akın son filmi “Yaşamın Kıyısında” ile  yarışıyor.  Bir Türk-Alman ortak yapımı olarak festivale katılan ve 23 Mayıs Çarşamba günü ilk olarak festivalde gösterilecek olan film, Türkiye’den Anka Film, Almanya’dan Corazon International ve NDR ile İtalya’dan Dorje Film’in işbirliğiyle gerçekleştirdi.  Fatip Akın filmiyle güçlü rakipleri arasından sıyrılıp Altın Palmiye ödülünü alabilecek mi, göreceğiz. Bu arada Cannes Film Festivali’nin  bu yılki jürisinde Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk da yer alıyor.  Orhan Pamuk Fatih Akın’a avantaj mı getirecek yoksa dezavantaj mı, bunu da ilerleyen günlerde göreceğiz….

Cannes Film Festivali Resmi Sitesi: http://www.festival-cannes.fr/index.php/en

Resmi Sitesi: http://www.yasaminkiyisinda.com/

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Fincher Hayranları Beyazperde’de Buluşuyor

Mayıs 17, 2007 at 10:31 am (Hayata Dair, Sinema)

zodiac.jpg

 Se7en, The Game, Fight Club, Panic Room gibi filmlerle  izleyiciyi her seferinde kendisine hayran bırakmış sinemanın çılgın yönetmenlerinden David Fincher, uzun bir aradan sonra yine gerilim dozu yüksek bir filmle beyazperdeye dönüyor. 18 Mayıs’ta Türkiye’de de gösterime girecek olan Zodiac, San Fransisko’yu korkuya boğan bir seri katil ve katili bulmayı kafasına takan dört adamın hikayesini gerçek bir olaydan çıkarak anlatıyor.  Yaptığı her filmle uzun süre konuşulan gerilim ve seri katil filmlerinin başarılı yönetmeni bu kez kendinden bekleneni verecek mi bekleyecek ve göreceğiz…

 Zodiac Resmi site: http://www.zodiacmovie.com/

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

LEONARD COHEN HAYRANLARI EKRAN BAŞINA..

Mayıs 17, 2007 at 9:40 am (Hayata Dair, Müzik)

62823.jpg

Bu akşam TV 24 ekranında 1960’ların karşı kültür hareketinin simgelerinden, günümüzün efsane sanatçılarından Kanadalı müzisyen Leonard Cohen’i anlatan özgün bir yapım var.

Sydney’de Leonard Cohen onuruna düzenlenen konserde Nick Cave, U2’nun solisti Bono, Rufus Wainwright, Jarvis Cocker Beth Orton, Antony’ye birçok ünlü sanatçı Cohen parçalarını yorumluyor, müzik dünyasının önde gelen isimlerinin röportajları eşliğinde efsane müzisyenin samimi portesi çiziliyor.

Leonard Cohen’in kendi çizimleri, arşivinden fotoğrafları, kendi ağzından anlattığı gençliği, Yunanistan’ın Hydra adasında geçirdiği günleri ve bir Zen manastırına kapanmasıyla onu bir insan olarak inceleyen çarpıcı ve özgün bir belgesel.

SIRADIŞI MÜZİSYEN LEONARD COHEN’İ ANLATAN “I’M YOUR MAN” BELGESELİ BU AKŞAM SAAT 21:10’DA 24 BELGESEL KUŞAĞINDA..

Yönetmen: Lian Lunson
Katılanlar: Leonard Cohen, U2, Nick Cave, Rufus Wainwright, Jarvis Cocker, Beth Orton
ABD, 2005
35 mm / Renkli ve Siyah-Beyaz / 98’
İngilizce; Türkçe altyazılı

(2006 Berlin, 2006 Sundance, 2005 Toronto, 2005 Sydney, 2006 Film Ekimi festivali)

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Affetmek üzerine

Mayıs 14, 2007 at 2:26 pm (Hayata Dair)

Dal rüzgarı affetmiştir ama kırılmıştır bir kere…

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

« Önceki girişler