Scorsese’nin Köstebek’i Temmuz 14, 2007
Posted by tramvay in Kültür-Sanat, Sinema.2 comments
Önceki akşam, senelerdir beklemesine rağmen nihayet bu sene ancak alabildiği Oscar’ı sonuna kadar hakettiğine inandığım Martin Scorsese’nin Köstebek’ini izledim. Scorsese’nin Köstebek’i derken bunu rastlantısal kurulmuş bir cümle olduğunu düşünmemek gerek, bilakis gerçekten karşı karşıya olduğum film en hakikisinden bir Scorsese yapımıydı ve bunu her saniyesinde, her anında hissettiriyordu.
Film hakkında birçok şeyle birlikte Scorsese’nin önceki yapımları kadar güçlü olmadığı fikrini de işitmiştim. Hatta Oscar’ı Köstebek’teki başarısından ziyade Akademi’de Scorsese artık Oscar’ı alsın fikri ağır bastığı için aldığını bile. Akademi yönetmenlerin sabrını sınamak gibi bir vazife de icra ediyor mu bilemiyorum ama bence de Martin Scorsese Taksi Şoförü, Kızgın Boğa, Korku Burnu gibi filmeriyle oscarı çoktan haketmiş bir yönetmen… Bu yine de son filmi Köstebek’in bu anlamda çok daha geride kaldığı anlamını taşımaz. Çünkü Scorsese bir remake yapımı olan son filminde kendi üslubunu, tarzını filmin her köşesine ustalıkla yerleştirmeyi başarmış, ortaya stilize bir Scorsese filmi çıkarmış bana göre de.
Çok iyi bildiği sokakları, suç dünyasını ve mafya olgusunu en ince detaylarıyla göz önüne seren yönetmen, oldukça karmaşık ilişkileri konu alan filminde tam da temaya uygun karmaşık ama kafa karıştırıcı değil bir üslupla meramını anlatmayı bilmiş. Tempolu, şaşırtan, şiddet sahneleriyle yer yer irkilten yönetmen, sokaklara özgü argo üslubunu karakterler üzerinde başarıyla uygulayabilmiş.
Elbette filmin başarısında Scorsese’nin dili kadar bunda usta oyuncuların bir araya gelmiş olmasının da büyük bir payı var. Mat Damon, Leonardo Di Caprio ve Jack Nicholson gibi Hollywood’un parlayan yıldızlarını buluşturan cast Martin Sheen, Alev Baldwin, Vera Farmiga gibi usta oyuncuları da filmde buluşturuyor. Karakterlerin hepsi oyunculugunun hakkını sonuna kadar verirken bana göre filmin yıldızı Leonardo’ydu. Kanlı Elmas’taki oyunculuğuyla beni iyiden iyiye şaşırtan Leonardo Köstebek’te artık olgunlaşmış bir oyunculukla karşımdaydı. Nicholson ise olgunluk döneminin bence en iyi filmlerinden birine imza atmış bu rolüyle.
Son tahlilde Köstebek hikayesi, kurgusu, oyunculuğuyla dört dörtlük bir film olmuş bence ve kesinlikle Oscar’ı haketmiş, Scorsese sinemadaki dehasını bir kez daha ve güçlü bir şekilde Köstebek’le konuşturmuş…
Filmin içeriğine girmediğim gözden kaçmamıştır sanırım. Filmin konu itibariyle daha çok erkeklerin dünyasına hitap eden bir film olduğu gerçek, fakat bu herşeyin giderek karmaşıklaştığı ve kirlendiği bir dünyada kimsenin kayıtsız kalamayacağı türden bir yapım aynı zamanda da. Derin devlet, mafya, düğmeye kim bastı türünden söylemlerin hem Türkiye’de hem de dünya gündeminde çokça yer edindiği hatta bana göre ayağa düştüğü günümüzde, (öyle ki Türkiye’yi ilerleyen günlerde nelerin beklediğini bile dizilerden öğrenir hale geldik, bir filmle dünyayı kurtaran Türk payeleri bile verdik) Köstebek, mafya ve devlet içindeki yapılanmayı gözler önüne seren, oldukça gerçekçi bir yapım… Köstebek, devlet içinde devlet, mafya-devlet gibi ilişkiler biçimine dair önemli ipuçları ve deşifreler içerirken o dünyaya ilişkin pekçok gerçeklik hakkında da sorgulamaya giriyor. Mafyaya sızdırılmış bir polisle, polis teşkilatının içine sızdırılmış bir mafya uzantısının karmaşık ve kesişen olaylar çokgeninde yaşadığı travmaları, çıkmazları, güvensizlikleri anlatıyor.
Filmin hızlanan ikinci yarısından itibaren, karakterlerin içine düştükleri durumdan kurtulma çabaları olayları daha da içinden çıkılmaz yaparken, aslında kaçınılmaz olan sona biraz daha yaklaştırıyordu herkesi. Finalde bütün karakterler sürprizli sonlar yaşarken aslında dünya gerçeklerini düşündüğümüzde bunun çok da zürpriz olmadığını farkediyoruz. Hani böyle sonlar ancak filmlerde olur lafını neredeyse ağzımıza tıkan Scorsese, finalde tam da gerçek dünyayı beyazperdeye taşımış. Sistemin kendini koruma adına, kendi içine sızanı affetmediği kadar, kullandığı kişiye de yaşam hakkını tanımıyor olması hiç de sürpriz ve beklenmedik değil zira.
